21.06.2016 00:00:00 Paylaş

TUREB BAŞKANI A.ZEKİ APALI GAZİ ÜNİVERSİTESİ FORUM'UNA KATILDI

 

Turizm Sektör Temsilcileri Krize Çare Arıyor: Krizden Çıkış Mümkün Mü?

Konu    :Turizmde Krizden Fırsata: Yaklaşım ve Stratejiler

Etkinlik:20.04.2016 / Gazi Üniversitesi Rektörlüğü Mimar Kemalettin Salonu

 

            Turizm sektörü ülkemizde hızla gelişmekte olup 2015 yılı sonu itibariyle 36 milyon 245 bin yabancı turist girişine ulaşmıştır. 2023 hedefimiz de 50 milyon turist sayısını yakalayabilmektir. Dünya Turizm Örgütü verilerine göre 2015’te bir önceki yıla göre % 4,4 artışla 1 milyar 184 milyon kişi seyahat etmiştir. Yani geçtiğimiz yıl bizim Türkiye olarak bu dev pastadan aldığımız pay sadece % 3,06 düzeyinde olmuştur. Oysaki biz seyahat eden insanların alışkanlıklarını, beklentilerini incelediğimizde, ülkemizin bu pastanın en az % 10’una karşılık verecek varlığının olduğu görürüz.

Şimdi içinde bulunduğumuz ortamın sorunlarına göz atalım ve bunlar geçtikten sonra neler yapılması gerektiğini düşünelim.

·       Turizmin temelinde insan faktörü yer alır. Doğrudan hizmet sunan kesimin iyi eğitimli, donanımlı ve nitelikli olması rakiplerinize karşı önemli bir avantaj oluşturur. Rehberlik Mesleği açısından olaya bakacak olursak ülkemizde 34 “Rehberlik Bölümü” bulunmakta, bunların 14’ü ön lisans (812 kontenjan), 17’si lisans (1.167 kontenjan) ve 3’ü de yüksek lisans (22 kontenjan) şeklindedir. 2015 yılında bu bölümlerde okuyan öğrenci sayısının toplamı 2.001 kişidir. Her şeyden evvel her 3 okulu bitirenler farklı süre ve derecelerde eğitim aldıkları halde “Rehberlik” anlamında aynı hak ve yetkilere sahip olabilmektedirler. Örneğin herhangi bir sınava dahi tabi olmadan Turizm Meslek liselerinden Rehberlik MYO’na giren bir öğrenci, mezuniyet, dil sınavında başarılı olmak ve uygulama gezisini tamamlamak şartıyla “Ülkesel Turist Rehberi” unvanı elde etmektedir. Lisans ve Yüksek Lisans mezunları ile aynı derece haklara sahip olmak aslında meslek grubu içinde de sorunlara yol açmaktadır.

Okullarda verilen dersler ise 6326 sayılı Meslek Kanunu’na uygun müfredatı her zaman karşılamaktan uzak olup, gelen bilgiler ışığında “Mesleğe uygun değil, ders verecek hocaya uygun dersler” şeklinde planlanmıştır. Ülke genelinde gerek müfredat gerekse akademik yeterlik anlamında birbirinden çok uzak okullar maalesef “Rehberlik Eğitimi” vermektedirler.

·       Yabancı Dil Eğitimi gereklidir. Turizm dünyaya açılmak, daha büyük düşünmek anlamına gelir. Hiçbir ülke sadece iç turizm için bu kadar otel, turizm işletmesi vb yatırımlara girişmez. Asıl olan dışarıdan getireceğiniz turistlerden elde edeceğiniz artı değerlerin yanında iç turizmi de dengeli bir şekilde geliştirmektir. Gittikçe küçülen bir dünyada, ulaşım imkânlarının bu derece geliştiği, insanların seyahat kültürünün oluştuğu bir ortamda “Yabancı Dil Bilmeyen Rehber” olamaz, olmamalı da… Yine bizdeki uygulamalara baktığımızda “Turist/Turizm Rehberliği” bölümlerinin sözde daha cazip hale gelmesi için yanına “… işletmeciliği” eklenerek öğrencilerin “Dil Puanı” ile değil daha kolay puan türleri ile girişleri sağlanıyor. Daha sonra okul hayatları boyunca hazırlık ve beraberinde ağırlıklı yabancı dil dersleri olması beklenirken tam tersi haftada 2 saatlik İngilizce dersleri ile çocuklar rehberlik bölümlerinde okutuluyor. Dil bilmeyen mezunlar ve okul idarecilerinden gelen talepler ise “Efendim işte Türkçe Rehberlik yapsınlar, hazır yetişmiş eleman” modunda oluyor. Burada iki temel yanlış var.

 

1.     İster Türkçe ister yabancı dilde rehberlik yapacak biri üniversite düzeyinde bir bölümden yabancı dil öğretilmeden mezun edilmemelidir.

2.     XXI. Yüzyılda dünyadaki gelişen ekonomiler dikkate alınarak olabildiğince farklı dillerde eğitim verilmelidir. Her ne kadar her milliyete özel kendi dillerinde rehberlik olanağı dünyanın hiçbir yerinde sunulamasa da bizim dil çeşitliğini artırmamız lazım.

TUREB bünyesinde bulunan rehberlerimiz 36 farklı dilde hizmet sunabilmektedirler. Yine de zaman zaman bazı dillerde rehber sayınız yetersiz diye yakınılmaktadır. Örneğin, Nevruz döneminde on binlerce İranlı gelmektedir. Bunların hepsine Farsça hizmet sunmak imkânsız olduğu kadar gereksizdir de… Bu, dönemsel bir hareket olduğu için sadece 15 günlük bir süre için Farsça hizmet sunacak sayıda rehberiniz olsa bile bu dönem dışında istihdam olanağınız yoksa hiç biri yine bir 15 gün daha çalışmak için 1 yıl beklemeyecektir.    

·       Turizm “Barış ve Huzur Ortamı” arar. İçinde bulunduğumuz dönem maalesef birçok talihsizliğin üst üste geldiği bir dönem olmuştur. Bir yandan mülteci sorunu, bir yandan terör olayları, bir yandan da ülkemiz aleyhine başlatılan anti propaganda ile Ege ve Batı Akdeniz bölgelerine “Deniz, kum, güneş” hariç turist girişlerinin büyük oranda düşeceği, bahsedilen yerlere gelenlerin de otellerinden ayrılmadan tatil yaparak döneceklerini tahmin etmekteyiz. Bu durum da turizmden beklenen faydanın bir türlü sağlanamaması anlamına gelecektir.

·       Kurumlar arası iş birliğinin oluşması şarttır. “Turizm Sektörü hangi gruplardan oluşur?” diye bir soru sorsak, eminim hepimiz 3-4 grubu ortak söyleyecek, bunların yanında birbirinden farklı grupları da ekleyecektir. Bana sorarsanız;

-        Tanıtım ve Bilgilendirme alanında “Rehberler”,

-        Konaklama ve Otelcilik alanında “Otelciler”,

-        Yurt içi/dışı turist hareketini sağlayan “Acenteciler”,

-        Sektörün her kesiminde hizmet sunan “Üreticiler ve Turizm Çalışanları

derim. Gerek iç dinamikleri gerekse genel koşullar gereği bunların bir araya gelmeleri zor olabiliyor, hatta çıkar çatışması olduğu durumlarda imkânsızlaşıyor. Turizm ile ilgili yasaların uygulanmasında, planlamanın yapılmasında Kültür ve Turizm Bakanlığı tam yetkili ise “Sektör Bileşenlerini” bir araya getirmek, ülke yararına planlamaları bütün tarafların görüş ve önerileri ile hazırlamak, hem sektörel diyaloğun oluşmasına hem de çok geniş bir yelpazenin memnuniyet derecesinin artmasına yardımcı olacaktır.    

·       Yasaların yorumlanması ve uygulanmasında yaşanan sorunlar… Bizim meslek yasamızdan hareketle bırakın kendi içimizde olmasını, çok benzer olayların mahkemelere taşınması neticesinde birbiri ile çelişen kararların çıkması hep bir sıkıntı oluşturmaktadır. Yasaların ve kuralların uygulamasının gerektiği gibi denetlenmemesi neticesinde kamu kurumları kaynaklı olumsuzluklar da günümüzde yaşadığımız sorunların önemlilerinden olarak belirtilebilir. Örneğin, belediyelerimizin sosyal-kültürel amaçlı gezilerinde, Milli Eğitime bağlı okullarımızın öğrenci-aile gezilerinde yasal durum organizasyonların bir seyahat acentesi üzerinden, uygun araç ve şartlarla, sigortalı, rehberli yapılmasını, günü birlik turlarda tek şoför varsa sabah saat 06:00’dan önce yola çıkılmamasını gerektirir. Okullarda bu durum valilik onayına tabidir. Belediyelerin düzenledikleri gezilerde bir çalışanları veya yerelden bir esnafı rehber olarak görevlendirdikleri; okulların valilik izin başvurularında ise bir şekilde elde ettikleri belgeli bir rehbere ait bilgileri ekleyerek izin almaları sıklıkla karşılaştığımız durumlardandır. Bütün bunların ötesinde ev hanımlarının, belli meslek gruplarının hiçbir yasal duruma dikkat etmeden bir taşımacıdan otobüs kiralayarak korsan tur düzenledikleri de herkesin malumudur. Yabancı ülkelerden gelen turist otobüslerinin gümrükten herhangi bir sorgulama, yerli acente/rehber kontrolü yapılmadan girişlerine izin verildiği, Trakya’dan giren otobüslerin Aydın’a; Van’dan giriş yapanların Antalya’ya dek hiçbir kontrole takılmadan tur yapabilmeleri yine kanun ve kuralların uygulanmasında yaşanan eksikleri göstermektedir.

·       Deneyim ve liyakate önem verilmemesi… Turizm sektöründe hep nitelikli personel istihdamından bahsedilir. Ne var ki, nitelikli ve deneyimli personelin dönemsel çalışmak istememesi, ücretinin yüksek olması gibi nedenlerle bu kişilerden kolaylıkla vaz geçilir ve yeni eleman yetiştirilmeye çalışılır. Uluslararası standartların sağlanmasında ulaşım, konaklama, servis ve hizmet alanlarında süreklilik arz eden kalitenin sağlanması gerekir. Bu nedenle “emeğin ve deneyimin en kolay heba edildiği sektör” olmaktan çıkarılmalıdır.

·       Tanıtım ve Pazarlama Stratejilerinde yapılan yanlışlar… Ülkenin turizm potansiyeli masaya yatırılmalı, bölgesel turizmden çıkıp ülke sathına yayılacak planlama içine girilmelidir. Nasıl ki yukarılarda “Turizm Barış ve Huzur Ortamı Arar” dediysek, turizmin planlı geliştiği, insanların kültürler arası diyaloğu kurduğu, ekonomik girdilerinin daha geniş kitlelere ulaştığı bir yerde turizm karşıtı terör, huzursuzluk olmaz. Dolayısıyla akıllıca oluşturulacak ve genele yayılacak turizm politikaları uzun vadede teröre karşı barışçıl bir hamle olacaktır.   

 

ÇÖZÜM ÖNERİLERİ:

·       Rehberlik bölümlerinin açılması bir moda dalgası olmaktan çıkarılmalı, çok başlılık ortadan kaldırılmalı, akademik yeterliği olan üniversitelerin bünyesinde ortak müfredat uygulanarak, MYO, Lisans ve Yüksek Lisans mezunlarının statüleri yeniden düzenlenerek eğitim vermeleri sağlanmalıdır.

·       Rehberlik bölümlerinin adları sadece “Turist/Turizm Rehberliği” olmalı, öğrenciler dil puanı ile alındıktan sonra, en azından bir yabancı dili ileri derecede bilir halde mezun edilmelidirler. Burada yine farklı dillere yönlendirmeler olabilir, hatta DTCF bünyesinde bulunan bölümlere mesleki dersler eklenerek az bilinir dillerde lisans ve yüksek lisans düzeyinde eğitimli rehberler yetiştirilmelidir.

·       Bakanlık koordinatör olarak sektör bileşenlerini bir araya getirip turizm planlaması ve yasal düzenlemelerde öncü olmalıdır.

·       Turizmin planlı bir şekilde ülke geneline yayılması için ulaşım ağının gelişimine paralel olarak yeni bölgesel havaalanları tespit edilerek “Charter” uçuşlarına açılmalıdır. Örneğin Ankara’ya izin verilmesi halinde, charter uçuşu ile gelecek turistler Çorum, Afyon-Eskişehir, Konya, Kapadokya, Kayseri gibi şehirlere kısa seyahatlerle gidebilir; Hitit, Frig, Selçuklu, Osmanlı mirasını görebilirler.

·       Çalışan kesim için desteklerin doğrudan kişilere ulaşacak şekilde yapılandırılması. Kriz ortamında iş kaybı olan başta rehberlerimiz olmak üzere sektör çalışanlarına krizden çıkış sürecine dek uygun kredi olanakları sağlanarak sektörden çıkışlarının önüne geçilmelidir. Aksi durumda bir süre sonra doğrudan etkilenen deneyim ve liyakat sahibi çalışanlar başka sektörlere geçiş yapmaya başlayacaklardır.

·       Sayın Bakanımızın önderliğinde kuralların uygulanması noktasında başta il kültür ve turizm müdürlüklerimize yasa dışılığa müsamaha gösterilmeyeceğinin bildirilmesi, gerekli denetimlerin geçmiş yıllardan daha sıkı yapılmasının sağlanması talimatının verilmesi gereklidir. Aynı şekilde İç İşleri Bakanlığı üzerinden yerel yönetimlere; Milli Eğitim Bakanlığı üzerinden de okulların düzenledikleri gezilere “Genelge” ile çeki düzen verilmelidir.

 

Saygılarımla,

A.    Zeki APALI